Dionysus Robotik

Çizgiler

Konferans salonundaki enerji somurtkan yüz ifadeleriyle, ileri geri hızlıca yapılmış tahminlerle, kıskançça yapılan yorumlar ve inançsız yargılarla kasıntılı bir hal almıştı. Ancak bu yine de yapılacak olan (gösteri mi demeliyim bilmiyorum) konuşmanın ve ya tanıtımın muazzamlık derecesini gizleyemiyordu. Etraflara dizilmiş 360 derecelik kameralar, havalarda uçan ve her anı kaydetmemeye hazırlanan dronelar, örümcek ses sistemleri, her bir noktayı aydınlacak kadar güçlü ışıklar biraz sonra olacak gösteride yalana dair en ufak bir kanıtın kalmayacağından emin olmak ister gibiydi. Arkadaki dev led ekranda minimal bir tasarımla şu yazıyordu:

 “DİONYSUS ROBOTİK”

 Küçük bir ekiple yola başlamış olan bu şirket etkileyici dizaynları ve bugüne kadar ortaya koydukları sansasyonel ürünlerle bazı noktalarda çığır açmış olabilirdi ancak bugün bile her yeniliğe olduğu gibi insanlar (sanırım bende dahil) inançsızdık. Hiçbirimiz onlara inanmıyorduk!

Aslında ilk yaptıkları ürünleri basit ev aletlerini geçmemişti ancak insan yaşamını kolaylaştırdıkları için ucuz ve çok satıyordu. Küçük mutfak aletleri, televizyon sistemleri, cep telefonları ve bunun gibi şeylerle başlamışlardı. Daha sonra tıbbi alanlara yönelmişlerdi. Diyaliz cihazları, MR makineleri ve göz hastalıkları için üretilmiş retina cihazları ve iyice ilerledikten sonra ev içerisinde oluşan basit kesikler ve düşme yaralarını olduğundan iki kat daha hızlı iyileştiren akıllı ev hizmetçileri. Bu ev hizmetçileri o kadar çok rağbet görmüştü ki daha sonra bunlara ses eklemişlerdi. Belki basit ve yer yer kendini tekrar eden cümleler söyleyebiliyordu ama yıllar içinde her yeni güncellemeyle ev halkını biraz daha neşelendiren ve onlarla duygusal bağ kurabileceğiniz hale gelmişti. Sansasyonel haberlerde onlarla ilişki kurup, evliliğin yasal olması konusunda oy toplama bile söz konusu olmuştu. 

Bütün bu anlattıklarım tam yirmi üç yıl önce bugün son bulmuştu. Bütün akıllı ev robotları o gün kendi kendilerini şarj köşelerine götürmüş (bu robotlar  yaklaşık 90 santim boyundaydı ve evlerin bir köşesinde şarj yerleri oluyordu) ve dinlenme moduna almışlardı. Üstün elektronik ve mühendislik bilgisi olan adamlar robotların içini açıp kısa devre yapmayı, sistem yazılımlarıyla oynamayı denemiş ama ya robotu yakmışlar ya da bunu beceremişlerdi. Daha tuhaf olanı ise “Dionysus Robotik” binasının kapatılmış olmasıydı. İçeri giren çıkan olmuyordu. Sadece arka kapıdan kamyonlar erzak getiriyor, bacalarından duman tütüyor, akşamları ise bazı lambaları yer yer açık oluyor ve geceleri korkunç bir endüstri sesleri geliyordu. Kimse içeride bu ekibin neler düşündüğünü ve sırlı işlerini çözümleyemiyordu. Hali hazırda robotik dünyasını domine eden bu şirket kapılarını kapattıktan dört yıl sonra mağazalardaki bütün ürünlerinide ani bir kararla kaldırdılar. Dionysus Robotik ürünleri artık satılmıyordu. Ancak kısa sürede kara borsa canavarları bunu fırsat bilip fiyatları iki katına çıkardı. Tekniklerini ve kodlamalarını çözmüş bir iki şirket benzeri ürünler üretip yerlerini doldurmaya çalıştı ve yirmi yıl sonra Dionysus Robotik bizlerin anısında kaldı. 

Evlerinin bir köşesinde hala akıllı ev robotlarını tutan insanlar bir sabah küçük bir dıt sesiyle uyandılar. Ev robotlarının led ekranlarıda gün, dakika, ay ve saniyeyi gösteren bir geri sayım başlamıştı. Bu olaya kimse anlam verememişti ancak yinede bu olay Dionysus Robotik’in hisselerinin tavan yapmasına sebep oldu. Aniden tekrar ağızlardaydı, haberlerde, gazetelerde, bilboardlarda. Her yerdelerdi. Herkesin kendisine göre bir tahmini vardı ve tahminler büyüdü, büyüdü ve sonsuz bir hal aldı. Ancak kısa bir süre sonra saatler akşam sekiz civarında robotların led ekranlarında hepsi büyük harfle şu yazı belirdi. 

“ANLADIK”

Bir robot firmasının anlayabileceği şeyler çok çeşitli olabilirlerdi. İlk akla gelen kesinlikle yeni bir teknoloji, yeni bir kod, yeni bir matematik formülüydü. Ama bu olayı hiç pazarlıyor gibi görünmüyorlardı, bundan kazanç sağlamıyorlardı ve anladılarsa neden hala geri sayıma süre vardı? Konu hakkında düşünenler anladıkları şeyin yeni bir teknolojik ürün olduklarından eminlerdi, sadece kimse ne olduğunu bilmiyordu. Ve en sonunda led ekranlarda geri sayım bittiğinde insanların Dionysus Robotik binasının konferans salonunda olmaları gerektiğini gösteren basitçe bir yazı belirdi. Ve durum ortada.

Salon ağzına kadar taşıyordu. Bunca yıl beklemenin verdiği somurtkanlık ve heyecan her yere karışmıştı. Kokusunu bile alabiliyordunuz, fiziksel olarak bile hissedebilirdiniz.

 Sahnedeki dev ekranda geri sayım hala devam ediyordu. 3..2..1.. Ve geri sayım bitti!

Sahneye beyaz bir ışık döndü, çok parlak değildi ama yine de kenardan sahneye gelen adamın gözleri hafif rahatsız olmuş gibiydi, eliyle bir hareket yapıp ışığı biraz daha loşlaştırdı. Sarı saçları ve hafif açık bir alnı vardı. Aynı zamanda yüzü kırışıklarla dolu bu adam, bütün bunlara rağmen genç görünüyordu. Bütün bu kırışıkların uzun çalışmalarla geldiği belliydi. Kürsünün başına geldi, mikrofona parmağıyla kontrol amaçlı küçük dokunuşlarda bulundu. Suyunu içti, genzini temizledi ve söze girdi.

“Açıkçası ekip olarak bunca yıldan sonra bizi merak eden bunca insanı beklemiyorduk, nitekim kimse artık bizim ürünlerimizi kullanmıyor. Görüyorum ki işçilerden başkanlara, sanatçılardan ev hanımlarına kadar pek çok sosyal kesimden insanlara hitap ediyorum bu akşam. Kiminiz belki bize kızgın, kiminiz belki yaptığımız şeyi zekice bir reklam olarak buluyor ama misafirlerim; yaptığımız hiçbir şey ne bir reklam amaçlı ne de yeni bir ürün tanıtımıyla alakalı. Ne tür tahminleriniz veya beklentileriniz var bu akşam bir bilgim yok ancak bunları karşılamak amaçlı bir uğraşımız da olmadı yirmi üç yıldır.  Bunca zamandır dış dünyayla çok bağlantıda ve ya markette rekabet içinde olamadık, eski kafalı olduğumuzu hatta konuşmanın biraz eskimiş geçeceğini düşünen bile çıkabilir. Buyursunlar devam etsinler. Ancak yirmi üç yıl verdiğimiz ara, ulaşmamım gereken nokta için tam bir hesaplamaydı. Vardığımız zirvenin markettekilerden, düşünürlerden, kuantum fizikçileriden ve dönemine göre ileride olan Einstein’dan, Jobs’tan, Dante’den, Homeros’tan, Bruno’dan, Galileleo’dan ve diğer bütün ileride olanların dönenine göre oluşturduğu ilericiklikten bile daha öte olabilir. Bu benim kendi fikrimdir, kimsenin bana inanmasına ve ya beni yargılamasına gerek yok, kimseyi buraya gelmeye zorlamadık, arkadaki kapılar hala açık ve göreceğiniz şeyler sizi rahatsız ederse gitmekte özgürsünüz ”

Salondan ses çıkmıyordu, bu hala ana konuya girmeyen konuşmanın biraz kendini tekrar ettiğini düşündüm ama yaptıkları şey sadece heyecan yaratmaktı ve işe yarıyordu. Çevreme bakınca gözleri parlayan insanları görüyordum, arkalarda dürbün getiren vardı. Kısa bir süre sonra kürsüdeki adam bütün dünyayı karıştıran o üç kelimeyi söyledi.

“Ben bir robotum!”

Jilet gibi bir düşünce enerjisi geçti salondan, sesin salona dağılması ve her köşeye ulaşması, insanların beyninin kavraması ve sentezlemesi…

Aniden gelen gürültü…

Bilinen her şeyin sorgulanması…

Karşımızdaki bir robottu! 

Tek başına bir konuşma yapmış, kusursuz bir şekilde yürümüş, ışık gözlerini acıtmış, su içmiş ve boğazına tükürük takılmıştı. Kimse farketmemişti bile onun robot olduğunu. Akıcı bir şekilde konuşmuş, konuşurken nefes alanları bırakmıştı, kalabalığı farketmiş, öndeki belediye başkanları tanımış, sanatçıları görmüş ve sosyal sınıfları ayırt etmişti. Tanrım, karşımızdaki düşünen bir robottu!

 Hiçbirimiz anlamamıştık!

Gögüs kafesimin heyecandan ve büyüden sıkıştığını hissediyordum, nefesim daralmıştı. Soru cevap kısmında sormak için hazırladığım sorularıma baktım. Üzerlerini karaladım. Bunlar bir insana sorulacak sorulardı. Aklıma kıyamet teorileri geldi, yapay zekanın işçi sınıfını devralması ve  zamanla endüstriyi domine edip insanı saf dışı bırakması. Ve ya çözülemeyen füzyon problemlerini  atom altı parçacıklarını çözüp, sicim teorisinin sırlarına açıklık getirebilecekleri kadar ilerleyebileceklerini düşündüm. Tanrım! Olasılıklar sınırsızdı. Ona büyülü gözlerle bakan sanatçılar, yüz kıvırarak bakarak din adamları, suratlarında iğrenç gülümsemeyle bakan diplomatlar. Karşımızda dünyanın ilk düşünen robotu vardı ve ben endişe içinde kalemimi kemiriyordum ve robotun devam edip ne söyleyeceğini merak ediyordum. Ve ona tekrar baktım. Gözlerinin içi parlıyordu, hala düşünüyordu içinden, zihninden kendiyle konuşuyordu. Yarattığı bir efsanevi havanın, zaferin gücüyle kayboluyordu. Hoşuna gitmişti insanların tepkisi. 

Ya yalan söylüyorlarsa!

Ya koluna bir bıçakla kesik atarsan ve kan akarsa!

Başındaki teri önündeki bezle sildi.

“Sayın misafirlerim. Belki bunun bir yalan, dev bir eşek şakası hatta bir oyun olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Hatta az önce yaptığım konuşmanın kod kaynağıma girişli olduğunu ve ya bir telsiz ile başkası tarafından kontrol edildiğimi. Belki yaşayan bir insan olduğumu düşünen bile vardır. O yüzden size bunu küçük, eğlenceli bir deneyle kanıtlayacağım.”

Merdivenlerden inip seyircinin önüne geldi, hafif kilolu fötr şapkalı sakallı orta yaşlı adama dönüp:

“Beyefendi, lütfen bana son dinlediniz müziği açıp cep telefonunuzu verir misiniz?”

Robot telefonu eline aldı, göğsünün oraya koydu, ve geri verdi. Ağzını oval ve kocaman şekilde açtı. Tamamen hareketsizdi ve robotun ağzında bütün salonun duyabileceği şekilde bir opera ve yaylı çalgı sesleri girdi.

Robot ağzından Lacrimosa çalıyordu. Hayır, söylemiyordu, keman sesi ve insan sesi geliyordu robotun hareketsiz ağzından. Gerçekten bir robottu ve yüksek ses çıkartıyordu.

Üç dakikalık bir dinletiden sonra ağzını kapatıp sahneye geri döndü. 

“Aklınızdaki bir kaç soruyu tahmin edebiliyorum. Beni nasıl yaptılar? Yaratıcılarım şu an nerede? Ve benim yapılma amacım nedir? Bu üç soruyu da tek tek cevaplayacağım sayın efendiler.

“Öncelikle son sorudan başlamak başlamak istiyorum:”

“Beni yaratan ve Dionysus Robotik CEO’larından Hindistanlı efendi Homi, globalleşmekte olan dünyada robotlar ve insanların birbiriyle ilişkisini anlamak üzere bir zihinsel yolculuğa çıktı. Ona göre robotlar insanların günlük işlerini yapıyor ve insalığı mutlu ediyordu. Yalnızca on yıl içerisinde teknolojinin bu kadar ilerlemesi, hayal edince gelecek yıllarda robotların alacağı zihinsel işlemci gücünü, kendi başına düşünmeyi ve insanlarla bir yaşamayı mümkün kılıyordu. Örnek olarak sizlere Dionysus Robotik’in ev robotlarının nasıl yaşamınızın bir parçası haline geldiğini söyleyebilirim.”

“Yaratıcım ve ekibin lideri Homi, bütün bu algoritma çözülse bile, insan olmanın verdiği en büyük değer olan psikolojinin ve duygu biliminin eksik kalacağını öngördü. Ona göre insanı insan yapan şey çevresindekilere verdiği tepkinin oluşum süreciydi. Yani sizi siz yapan şeyler yaşadıklarınızdı. Eğer ki bir robot bir şeyler yaşamayıp, sadece ona öğretileni yapacaksa, bu yapay zekanın sınırlarını aşamayacak, robotu inanılır kılamayacak demekti. Bu koşulda yapay zeka bir yerden sonra takılacak, kendini tekrar edecek ve banal bir hale gelecekti. Bu sebepten dolayı, çevremde gördüğüm şeylere tepki verebilmem için yaratıcım Homi doğal tepkimelerle kelime üretici bir yazılım geliştirdi. Bu yazılım sayesinde çevremde gelişen şeyleri matematik olarak algılayabiliyor, ona göre tepki verebiliyor ve konuşabiliyorum. Şu şekilde. Bir kuşun uçmasının bir matematiği vardır, o formülle karşılaştığımda değişken duruma göre onun bir serçe mi ve ya martı mı olduğunu ayırt edebiliyorum. “

“Şimdi gelelim etrafımı nasıl belirlediğime, sahneye gelir gelmez sizlerin hangi sosyal sınıflara ait olduğunu bilebildim. Hatta birebir konuşma imkanımız olsaydı sadece yüz hareketlerinizden, kullandığınız kelimelerden o an neler kastettiğinizi, ruh halinizi anlayabilirim. Ancak bu durum sadece matematiksel ve ya her şeyi anlayan bir makine gibi anlaşılsın istemem. Aslında yapımım Dionysus Robotik’in kapanmasından önce başladı. Yirmi yıl boyunca efendim tarafından bir çocuk gibi yetiştirildim. Çünkü başta da dediğim gibi. İnsanı insan yapan şey yaşadıklarına verdiği anlamdır. Herkes kendi gerçekliğinde, etrafı nasıl aldığına göre yaşıyor. Eğer ki benim kendime ait bir gerçekliğim olmasa, insana aşırı derecede benzeyen bir modelden öteye gidemezdim. Yapıldığım günden bu yana oyuncaklarla oynadım, filmler izledim ve hatta bazen kötülük yapınca ceza aldım. Ah, en sevdiğim oyun ise pazıllardı, doğru parçayı doğru yere yerleştirince ortaya çıkan büyük resim her seferinde beni mutlu ediyordu. Yani anlayacağınız bir insan çocukluktan ergenliğe kadar neler yaşabilecekse onun simülasyon edilmiş hali benim üzerimde uygulandı”

“Daha sonra eğitim gördüm, her ne kadar işletim sistemime kodlanmış olsa da matematik, fizik, dil bilgisi gibi kayıtlı bölümlerime erişimim yoktu. Yaratıcım, sistemdeki o kısımların açılması için bazı gerekçeler koymuştu ve bu da öğrenme süreci gerektiyordu. Bazı yerleri anlamakta zorlandım. Açıkçası hala Almanca’da ayn, tsvay, dray’dan öteye gidebilmiş değilim.”

“Gelişimimin çoğunu televizyondan aldım. Haberleri izleyerek, magazini izleyerek, evrim geçiren müzik ve sanat akımlarını takip ettim. Sosyal medya. Üzerinden insanlar nelere eğleniyor ve üzülüyor bunları yakalamaya çalıştım. Global sorunları ve politikayı takip ettim. Robot olduğumun farkında olduğum için öbür çocuklarla kaynaşmak gibi bir amacım olmadı. Kendimi özel değil, farklı bir amaca hizmet ediyormuş gibi gördüm. Üstünlük ve narsisizm’i yaratıcım bana öğretmedi. Akşamları yanıma geldiğinde bana insanların birbirlerine yardım ettiklerini anlatıyordu ve robotların onları daha da ileriye taşıyacağını ve kendi başına giriştiği bu erdemli yoldan bahsediyordu. Sanırım bende ondan örnek almış olmalıyım mütevazi yanlarımı.”

İşte o sırada bu robota sorulacak en büyük soru geldi aklıma. Gerçekten kusursuz yapılmıştı ama ben yaratıcı ve ya robot kadar mütevazi değildim. Aksine bunca yıldır beklemenin getireceği bu korkutucu olayın bir açığı olacağına emindim. Çünkü hata yapmak insanı yaratan tarafından   verilmiş bir cezadır. İnsana benzeyen kusursuz bir robot yapmak Tanrı’yı oynamaktan, küstahlık yapmaktan başka bir şey değildi. Bu odada ki herkes hayran olmuş, sevinmiş, korkmuş bir şekilde sergileneni izliyor olabilirdi, ama robotun sözünü kesecek cesarete sahip tek insan bendim. Kalemimi  önümdeki kağıdın üzerine koydum. Robota, insan ruhu ile alakalı bir soru soracaktım, bilinçle alakalı. 

Robot, kendi bilincinin matematikle işlediğini biliyordu, belki bunun nasıl çalıştığını bilmesede onu yapan bir insandı ve o biliyordu. Sayılar, harfler ve kodlamalardan oluşuyordu, elektrik ve dinamolar vardı içinde. Ama kendi bilincimi, rüya görme yetimi düşündüğümde kendime ait bilincin belli bir matematik sistemi üzerinden yürüdüğünü düşünmüyordum. Martıları ve serçeleri ayırt etmem için matematik bilmem gerekmezdi, görürdüm ve hissederim. Büyüklüklerinden ve renklerinden ayırt edebilirdim. Bir insanın ruh halini, eğer arkadaşımsa zaten anlayabilirdim, bu samimiyetten, sevgiden, nefretten, aşktan, tutkudan gelirdi. Duygulardı böyle şeyleri kontrol eden. Ancak her şeyi matematiksel olarak hesaplamaya çalışan bir robot nasıl insan olduğunu düşünebilir. Ne cürret! 

Bu robota sorulabilecek en güzel şey, onun yorum yeteneğini zorlayan bir şey olabilirdi. Goethe’den Faust’u okusa ne anlayıp anlatabilirdi acaba. Her şeyi Homi’den öğrenmişti. Dante’nin Komedyasından bir şeyler öğrenebilir miydi? Bir Yunus Emre gazeli okuduğunda onun hissettiği tanrı sevgisini anlayacak mıydı? Derisi yüzülen Kaygusuz Abdal’In verdiği savaşı bilebilir ve hissedebilir miydi? 

Ama şu an bu robota ne bir kitap ne de bir şiir okutabilirdik. Üstelik belli başlı anlamlar depolama alanına kayıtlı olabilir, beni ters köşe yapabilirdi. Aşk temasını tanıyabilir, güzel kelimelerle hissetmese bile açıklayabilirdi. Hayır, hayır. Şiir olmaz. Daha farklı bir şeyler bulmalıydı. Piyano çalarken bir Mozart edası verebilirdi ve ya eline bir keman verilse parmaklarındaki mekanizma yüzünden akıcı bir şekilde hareket edebilirdi enstrümanın üzerine. Bir şekilde onu ters köşe yapmalıydım. 

Bacağımın fazlasıyla hareket ettiğini farkettim. Stres yapmıştım, belki de gereksizdi ancak yaptığım hırs beni düşünce çıkmazlarına sokuyor, zihnimi oradan oraya sürüklüyordu.  Acaba benden başka soru sormaya hazırlanan var mıydı? Robotu benim gibi gören ve onun hakkında böyle düşünen. O sırada aklıma dank etti işe!

Herkes farklı algılıyordu bir şeyleri. Bana göre robotun anlamı başkaydı, bir din adamına göre başka, bir politikacıya, ev hanımına, işçiye, öğretmene… Her insana, her kesime ayrı bir şekilde hitap ediyor, ayrı bir şekilde anlaşılıyordu. Ve farklı algıları ortaya çıkaran en büyük şey ise resimdi! 

Bir ağaç düşünecek olursak eğer, her ressam onu farklı bir şekilde çizecekti. Kendi estetiği ve algısını katacaktı, psikolojisi, tekniği ve elinin elverdiği ölçüde doğuştan gelen yeteneğiyle çizecekti. Kimi yapraklarını daha net çizecekti, kimi gövdenin üzerindeki detaylara önem verecekti. Belki birisi orada olmayan bir kuş bile çizebilirdi ağaca. Tamamen estetik ve ruh isterdi bu iş!

Kağıda cümlelerimi yazdım ve robotun konuşurken vereceği arayı bekledim. Zamanlama en önemli şeydir. Elimi kaldırdım ve robot bana söz verdi, kendimi kısaca tanıttıktan sonra söze girdim:

“Eğer ki siz kendinizi bir insandan daha az farklı düşünüyorsanız ve düşünme tekniğiniz bizden çok az bir farkla ayırıyor ve bu teknikleriniz kendine göre özellikleri varsa bile, ben insan olmanın en büyük özelliklerinden biri olan estetik duygusunun ve algılama yönteminin değişkenliğinin sizde bulunduğu fikrine çok katılamıyorum. Mesela her insan kendi dünyasında ve kendi bilgisi doğrultusunda yaşar. Her insan kendi içinde başka, bir başkasının yanında başkadır. Shakespeare’in dediği gibi “Dünya bir tiyatro sahnesidir.” Ne kadar haklı bir söz, her gittiğimiz yerde farklı bir maske giyeriz. Bunu şu an sizde de görüyorum, tıpkı bi konuşmacı edasıyla, sahneye yaraşır bir şekilde bir duruş sergiliyorsunuz. Bütün giydiğimiz bu maskeler belli bir estetik altyapısından gelir, nitekim siz benim için benim sizi anlayabildiğim kadar sizsinizdir. İnsanlar olarak kendimizi daha iyi anlatmak için belli başlı yöntemler bulmuşuzdur. Bir şey kelimelerle anlatılmıyor sadece duygularla anlatılıyorsa o zaman kelimelere danışmayız. Bu durumda duygular dışa vurulur ve sanat denilen olgu varolur.  Bunlardan bir tanesi de çizim sanatı. Saf estetik duygu ve düşünce. Dionysus Robotik’i sizin gibi başarılı bir robot yaptıkları için canı gönülden kutluyorum ancak kafama takılan en büyük soru şu; siz kelimelere danışmadan bir şey anlatabilir misiniz?”

“Herkesin önünde bize bir resim çizebilir misiniz?”

Anlattıklarım karşısında robot durdu düşündü, suratında okunabilecek bir ifade yoktu. Algoritması arkaplanda çalışıyordu. Büyük ihtimal Homi ile çalışmaktan bu kadar tehditkar bir tavırla karşılaşmamıştı hiç. Küçük bir çocuk edası vardı bakışlarından, her an yaratıcısından yardım isteyecek gibi duruyordu. Ama onun yerine:

“Tuval birazdan burada olur, siz çizmemi istediğiniz şeyi söyleyin yeterli.” Dedi soğukkanlılıkla.

“Natürmort!” Diye cevap verdim bende atik bir şekilde. Konuşmamın profesyonel düşünülmüş olduğunu göstermek için.

Robotla girdiğim bu ikili atışma bana arsız bir heyecan vermişti, damarlarımdan kanın beynime pompalandığını hissediyordum. Onlarca kişinin birbiriyle fısıldadığını, fikir alışverişi yaptığını duyuyordum. Suratımda hain bir gülümseme belirdi. 

Kısa bir süre sonra birkaç adam sahneye bir şövale ve tuval getirdi. Yanına kömür, pastel, kuru, akrilik, yağlı ve diğer çeşitlerden boylarda vardı. Kısacası robot kendisini hangisiyle daha özgür hissedecekse, o ortamı sağlamaya çalışıyorlardı. Sahnenin robota yakın bir kısmına bir masa getirdiler. Masanın üzerinde beyaz bir örtü ve örtünün üzerinde hafifçe çevirilmiş bir şekilde duran içi tropikal meyvelerle dolu bir kase. Masanın kenarına gölge belirgin hale gelsin diye bir masa lambası yerleştirilmişti.

O sırada sahneye sakallı bir adam geldi. Kavruk teniyle ve yer yer dökülmüş saçlarıyla bir bilim insanı olduğu çok belliydi. Büyük ihtimalle Homi bu adamdı. Robotun yanına gelip kulağına birkaç sözcük fısıldadı. Robot yer yer başını salladı, arada kaşlarını çattı ancak pür dikkat dinlediği belliydi. Daha sonra Homi sahneden ayrıldı ve robotu yalnız bıraktı.

Onları yakalamıştım!

Ne yapacağını bilmiyordu. Kesinlikle bilmiyordu. Yirmi üç yıldır bu sahneye hazırlanan bir çocuk gibiydi o robot ve sanırım şu an bütün planları alt üst olmuştu. Bilim insanlarının sanatla pek işi olmaz, onlar işin her şeyin özü saf kuraldır. Bilim anlaşılmayan şeylerin kurallarını çözmek demektir. İlk başlar bitkiler büyüyor, etraf ısınıyor diye insanlar güneşe tapınmışlar ancak şimdi bunun altında yatan sayısal kuralları biliyoruz ve kimse Güneş’in tanrı olduğunu düşünmüyor. Ama estetiğin ve bireyselliğin matematiği asla olmayacak, onlarca yıl sonra bile insanlar fırça darbeleri ve narin piyano dokunuşları ile onu devam ettirecek. Nitekim kişi bireysel estetiğe ve görüşe sahip oldukça yaşayabilir. Onun dışında bir ruha sahip olabileceğini düşünmüyorum.

Ama bu robot… Ne cürret… ne cürret!

Fırçaları eline aldı, masaya baktı, sağdan inceledi soldan inceledi. Alnından ter aktı, kaşları çatıldı. Yer yer dudağını ısırıyordu. 

Silikon dudaklarını. 

Kafasını kaşıdı. Arada seyirciye bakıyordu. İnsanların huzursuzlaştığını fark edebiliyordu. Küçük bir çocuğun zorlanması gibiydi bakışları ve etrafa verdiği enerji. Aradan yaklaşık sekiz dakika geçti. Önce eline fırçaları aldı. Biraz bunlarla uğraştıktan sonra kömür kaleme geçti. Hızlı darbelerle tuval üzerine bir şeyler yaptı. Tuvalin arkası bize dönük olduğu için göremiyorduk. Ama kaşları çatık bir şekilde bir sağdan bir soldan sert darbeler vuruyordu tuvale. Hızlı bir şekilde yaklaşık üç dakika tuvale vurduktan sonra koşar adım sahneyi terk etti.

Seyirci suskundu, susup kalmıştım. Ne olmuştu?

Homi tekrar sahneye çıktı.

Tuvale baktı.

Bize çevirdi sonra.

Tuvalin üzerinde sadece öfkeyle vurulmuş kalem darbeleri vardı…

Diğer kısa hikayeler için:https://www.kozmikokuz.com/category/kisa-oyku
Yazdığım araştırma sayfaları için: https://www.kozmikokuz.com/category/edebi-arastirma
İngilizce Makaleler için: https://www.kozmikokuz.com/category/english-essays

3 thoughts on “Dionysus Robotik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir